İbn Arabi Yorumu
Tasavvufta insan, sadece etten ve kemikten ibaret bir varlık değildir.
İnsan, Allah’ın yeryüzündeki halifesi olarak yaratılmış;
ve en büyük sırların taşıyıcısı olarak görülmüştür.
Ancak bu sırlar, her gönüle verilmez.
Çünkü her gönül aynı düzeyde değildir.
İnsan, nefsiyle imtihan edilir.
Ve bu imtihanlar, onu yedi farklı mertebede sınar.
Her bir mertebe, bir perdeyi kaldırır.
Ve her kaldırılan perdeyle birlikte, insana bir sır açılır.
İşte bu yüzden;
Her sır, her dervişe verilmez denmiştir.
Çünkü sır, bir ağırlıktır.
Onu taşıyamayana yüklemek, merhametsizliktir.
İbn Arabi der ki:
Hakikat, bu mertebeler geçilmeden görülemez.
Zira nefsin perdesi aralanmadan, kalbin gözü açılmaz.
Ledün ilmi ise, ancak bu göz açıldığında görünür.
O, sadece bir bilgi değil;
bilinenle dönüşmektir.
Bu bilgi, aklın değil; ruhun özüdür.
Ve bu öz, sadece saflaşmış kalplerde ortaya çıkar.
Tasavvufta bu yüzden, önce terbiye gelir.
Kişi, önce nefsini tanır.
Onun oyunlarını öğrenir.
Sonra onunla mücadele eder…
ve onu ehlileştirir.
Zira nefsiyle savaşmayan, sırrı taşıyamaz.
